12 Kasım 2012 Pazartesi

SENKRONUN EZİCİ GÖRKEMİ

 


Senkronun ezici görkemi

Kant'ın ve Heidegger'in 'sublime' kavramını bilenler için neden bahsettiğimi anlamak bir miktar daha kolay olabilir. Bilmeyenler için ise üzülerek söylüyorum: henüz bunu karşılayacak bir Türkçe kelime icat edilmedi.

Aslen kelimeler bir çeşit tarif etme dürtüsü ile ortaya çıkar. Bu da birçok durumu açıklar. Belirli duyguları yaşamaktan yoksun olan dil kullanıcıları, o duyguları tarif etme gereği duymadıkları için kelime tercümesi işini de ağırdan alırlar. Ellerinde tek bir kelime olmayan dil kullanıcıları şayet tutturuyorlarsa ille de anlatacağım ben bu hissi diye bir takım tamlamalar ve beraberindeki ağlamalar yardımcıları olur.

O yüzden ezici görkem…

Çünkü uçtaki güzelliğin korkutucu tarafı başka türlü anlatılamaz. Görkem ve şaşaa, muhteşemlik ve cazibe içlerinde bir çeşit tehlike barındıran kelimelerdir. Bu kelimeler ki her gün herkes tarafından her şeye kullanılmazlar. Onlar için başka bir hissiyat gerekir. Etkileyici ve güzel olmak bunların yanında çok ‘naif’ kalır.

Bu kelimeler karşısında Alice’in aldığı küçülten haplardan almış gibi hissedersiniz. Bu göz kamaştırıcılığı kaldıramazsınız. Lakin büyüsüne kapılmışsınızdır bir kere. Bakmadan duramazsınız. İşin kötüsü canınız çeker. Arzu nesnesine dönüşür bu kelimeler.

Kelime mazoşizmi…
Neden olmasın...

İşte senkronun bu tür bir etkisi vardır zavallı insan bünyesi üzerinde. Tüm hayatı boyunca tek tiplikten kaçmaya çalışan insan evladının tek tipin kucağına düşüşüdür senkron. Üstelik bu denli güçlü bir hissiyatla… Çoğu kez senkronizasyon profesyonelliğin, başarının, iyinin ölçütüdür gözümüzde. Evet öyledir. Aynı algı birimi içerisinde yaşanılan senkron deneyimi hipnoz etkisi yaratır kişilerde. Daha da aynı görmek istersiniz, daha da uyumlu duymak…

Senfonik senkron…

Uzun süredir klasik müzik konserlerindeki etkileyiciliğin nereden kaynaklandığını eşeleyip, deşeliyordum. Müziğin kalitesinden başka bir hazzı var bu konserlerin. Salt görsel olarak büyülüyor insanı. Çoğu zaman tek tek seçemediğiniz bireylerin tümünü izlemekten keyif alıyorsunuz. Ama tek tek yaptıkları şeyi izlemekten değil, hepsini izlemekten, tek seferde hepsini görmekten.

Bir kaleidoskop etkisi…

Tek tek bir boncuk ya da boya damlası kadar önemsiz ve etkisiz görünen tüm her şeyin ezici büyüsü. İçerisinde anlamlandıramamak elbette var. Tüm yayların aynı açıda iniş çıkışlarını izlemenin, her bir işaret parmağının uzaydan bakıldığında bir toz tanesi kadar görülecek o deliği aynı anda kapatıp açışlarına kapılmanın eziciliği. O senkronu asla tutturamayacağını bile bile, o düzene ait olmak istemenin dayanılmaz arzusu. Hepsinin aynı ritmi yakalayışının verdiği inanılmaz dışlanmışlık etkisi.

Bir senfoni orkestrası izlerken deneyimleyebileceğiniz bu hissiyatı arkadan önden ufak modifiyelerle bir iktidara ve onun düzenine duyulan gizli aşka benzetebiliriz. Ezici görkem senfoninin senkronu ise, öldüren cazibe de şefin ta kendisidir. İktidara duyulan hayranlık, iktidarı insanlıktan ayrı ve herhangi bir etik algısından bağımsız bir muhasebe haline getirir. İktidarın yarattığı tüm o görsel uyum bir çeşit optik bir büyülenmeye benzetebileceğimiz zihinsel bağlılık getirir. Gözlerini kırpmadan duramadığın halde gözünü alamama halidir. Her boşlukta farkındaymış gibi davranıp, yine de o düzende kaybolmaktır.

* Canlı olmasa da bir parça bu deneyimden tatmak adına tık tık:http://www.youtube.com/watch?v=Q6kneP9P5vQ&feature=related
* Fotoğraf Le Concert filminden
 
 
Filmin muhteşem final sahnesi için tık tık: Le Concert final
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)