12 Kasım 2012 Pazartesi

KAŞINTI YA DA DEĞİŞMEK


Kaşınmak bir dürtüdür, kontrol edemezsin.

İnsan hayatında bunun gibi daha niceleri vardır kontrol edilemeyen.  Kaşınmak bunların arasında hafif bile kalır. Kaşıntıyı uyarıcı bir şeyler vardır elbet. Sen başka şeyden kaşınırsın, ben başka. Post modern dünyanın post modern dürtülerinden… Sana başka gösteriyor kendini bana başka. Derken… Kaşıyorsun geçiyor.
Bir durumun sana başka bana başka olmasının asıl sebebi, durumun kendisi ile değil, ne getirdiği ne götürdüğü ile ilintilidir. Buna değişim denir. Değişimin üç aşaması vardır: devinim, evrim, gerilim… Devinim kaşınmadır, işarettir, sıkıntıdır, bıkkıntıdır. Oturduğun yerde duramamak, kalktığında nereye gideceğini bilememektir. Nereden geldiğini de kestirememektir. Kaşıntı gibi.

 

Devindiren ( var mı böyle bir kelime, yoksa yapalım bir tane) insanlar vardır. Devinimi tetikler bunlar. Bazıları olay der ya buna. Kolaydır olay demesi. Olaylar kendiliğinden olmazlar. Devindiren insanlar vardır. Yani devinim bir çeşit zincirleme olay tamlamasıdır. Tamlananı biz olan...

Değişim işte öyle pat diye gelivermez hayatımıza. O zamana kadar abanmışsındır, dadanmışsındır. Evirilmen, çevrilmen gerekir. Derken bakın ne diyorlar Edra’ya: ‘Az nefes al!’ Hayatı boyunca ne kadar nefes aldığının hatta nefes alıp almadığının bile farkında olmayan Edra… Değişmek herkese eşit bir ihtiyaç, taşınabilir bir mülktür. Her taşınabilen mülk gibi değişimi de bir yerlerden satın alırsın ve onlar da başka yerlerden. Bazen tutuştururlar eline, sesini çıkaramadan daha. İsteyip istemediğini sormadan, hazır olmadan… Başlayan süreci durdurmak imkansızdır. Tersi hayatımızı ne kadar kolaylaştırırdı oysa.

Değişmek bir evrimdir, zaten olan bir şeyin iyileştirilmesine dayalıdır. Sokrates de bu yüzden olsa olsa at sineğinin kendisidir. Kaşındırır. Değişmek doğada vardır. Zaten olmayan bir şey satın alınamaz. En azından fikri, hiç değilse zikri vardır. Olmayandan bir şey yaratmak devrimdir. Devrim değişim değil yapılanmadır. Olan üzerinden hiçbir ilerlemeyi kabul etmez. Olanı kaşımak, değişimi getirir. Kapalı kaldığınız asansördeki bir at sineğinin size aldığınız nefesi hatırlatması gibi…

Farkındalık ile başlar evrim. Bir kez fark eden eski ritmi tutturamaz artık. Aksak ritimle hayat gitmez. İlle bir yerden yakalayacaksın onu. Ritim bir uyumluluk gerektirir. O yüzden de aynı ritimle bir ömür geçmez. Bir ömür aynı şeye uyumlu kalamaz insan. Üzerine bir beden büyük gelir, bir beden küçülür zaman zaman. Komik olur, korkunç olursun. Evrim sonrası gerilim ta buralardan başlar. O seni sen yapan sandığın her tavır, üzerinden kaçışır olur. Sana artık başka her şey yakışır olur. Kaşınırsın azizim… Kabul et, kaşınmanın kirle, pisle ilgisi yoktur. Vakti gelir kaşınırsın, vakti geçene dek.

Kimilerinin büyük değişim, kimilerinin yeniye erişim diyeceği an geçer kaşıntın. Feda ve veda kelimelerinin bu kadar benzemesinin bir anlamı olmalı. Bir şeyleri feda eder yani onlara veda edersin. Zordur bu. Edra’ya sorun inanmazsanız. ‘kaşınmıyorum anne’ der kaşınırken. Değişmemeye çalışırken değişmek, değişmeyi göz ardı ederken yol kat etmek… Değişimin ironisi Edra’nın gözlerinde çakar.

Edra’nın bir yarısını görüyoruz hep. Ya değişen yarısını ya değişmeyen yarısını… Ya gülen yüzünü ya gülmeye çalışanı… Ya kaşınan tarafını, ya kaşınmayan hayatını… Ya tekdüze mutluluğunu ya da isyankar iştahını… Hayatın terazisi Edra’yla alay ediyor sanki. Değişmek bir anda olmaz. Gelişleri gidişleri vardır. Sağ ağır basar solu özlersin, sol ağır basar sağa ağlarsın. Evrim gibi. Herkesin içindeki maymun gibi fışkırır değişime karşı koymak. Değişimi ilaçlayarak durdurmaya çalışmak, maymuna muz verip susturmaktan farksızdır. Maymun hep acıkır ve hep daha fazla böcek vardır.

*Yazının ilham kaynağı olan filmi izlemenizi şiddetle tavsiye eder, gözlerinizden öperim.
*fotoğraf Baydara filminden

Filme ulaşmak için link tam olarak burada: Baydara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)