25 Şubat 2012 Cumartesi

We Need to Talk About Kevin



Filmin ismi Kevin Hakkında Konuşmalıyız olarak çevrilse de filmin asıl konuşmaya istekli olduğu konu Eva gibi görünüyor. Film Kevin’ın annesine sorduğu bir soruyla başlıyor gibi: ‘Merhaba anne, ben senin oğlun Kevin. Beni doğurmadan önce kimdin, neler hissediyordun, ben doğduktan sonra ne değişti ve şimdi nasılsın?’  Annenin ve anneliğin mercek altına alındığı bir filmi çocuğundan yola çıkarak anlatma fikri, Kevin Hakkında Konuşmalıyız’ı değişik ve değerli kılan en önemli özelliği. Çocuğun ebeveynlerinin bir yansıması olarak görüldüğünü varsayarsak, çocukta olan herhangi bir değişmenin veya gelişmenin doğrudan ebeveynlerde olan devinimlere işaret ettiğini söylemek yanlış olmaz. Bu anlamda film, izleyiciyi istediği yöne çekmekte çok başarılı…


 
       Film ana hatlarıyla okulunda bir katliam gerçekleştirmiş olan Kevin’ın doğumundan olay anına kadar geçen süreci ele alarak, olayın sebebini çözmeye çalışıyor. Ancak bunu olayları olduğu sırada, yansız ve duygusuz anlatmak yerine, Eva’nın gözünden anlatmayı seçiyor. Böylece bir kadının anne olma anına ve anneliğin dokuz ayda yanında getirdiği buna ek olarak bir ömür boyu sırtında taşıdığı sorumluluklar silsilesine şahit oluyoruz. Yaygın kanıya göre, belli bir yaşa kadar çocukların yaptığı iyi veya kötü her şey annenin sorumluluğundadır. İşte film, bu fikri temelden sarsıyor. Eva’nın katliam öncesi ve sonrasındaki hayatından kesitleri dağınık bir düzende izlerken, izleyici kimi zaman daha bebekken bile sahip olduğu kem bakışlarıyla Kevin’ı, kimi zaman ise çocuğuna karşı olan duygusuz tavırları yüzünden Eva’yı olanlardan sorumlu tutuyor. Aslında bu ikilem sadece seyircinin aklına takılmıyor. Bu Eva’nın ikileminin hatta belki de filmin ortaya çıkma sebebinin ta kendisi. Bu ikilem, geçmişin üzeri kapanarak bir kenara atılamayacağının ve hayatın her noktasına bir şekilde gireceğinin anlatısıdır. Eva’nın bir iç sorgulamasıdır. Eva’nın, Kevin’ın durumunu anlamlandırmaya çalışırken, doğuştan gelen bir karakter ya da hayatla şekillenen bir yol gibi varoluşa dair sorular üzerinden gitmesidir.
       Film, Kevin’ın babası olan Franklin’in asla oğluna yakıştıramadığı, Eva’nın ise kimi zaman yakıştırsa bile açık açık söyleyemediği ya da bırakıp gitmediği bir fikirden besleniyor. Kevin kötü mü? İzleyici filmin birçok yerinde Kevin’da bir sıkıntı olduğunu ve Kevin’ın yardıma ihtiyacı olduğunu açıkça fark ediyor. Eva’nın bu denli yakındayken buna yeltenmemesinin en büyük sebebi ise Kevin’ın kötülüğünden kendisini sorumlu tutuyor olması olabilir. Vazgeçmek istediği anlar ise hep bu kötülüğün Kevin’da doğuştan olduğunu düşündüğü anlar. Belli semboller bu anları Eva’nın zihninde yeniden ve yeniden canlandırıp duruyor. Kırmızı bunlardan en belirgin olanı. Eva’nın zihninde gerek geçmişe gerekse yaşadığı ana dair canlanan ve hayatından asla çıkaramadığı kırmızı. Kan ve katliamla ilişkilendirebileceğimiz bu renk, aynı zamanda doğuma da işaret ediyor. Kırmızı aslında filmin hem başlama, hem devam etme hem de bitme sebebi.
       Filmde bir diğer dikkat çeken nokta ise Kevin’ın babası Franklin’in tüm bu olan bitenlerden bihaber yaşaması. Bu durum Eva’nın kendini suçlu bulmasındaki ana nedenlerden de bir tanesi. Kevin’ın anne ve babası arasında ayrılığa gidecek kadar büyük bir boşluk yaratan davranışları, Franklin tarafından hep Eva üzerine yükleniyor. Kimi sahnelerde ise Kevin’ın anne ve babasına karşı ikili oynaması apaçık seyirciye sunuluyor. Kevin ile babası arasındaki yakınlık derecesi ise Eva’yı kıskançlıkla karışık bir hırs duygusu içerisinde, Kevin’ın üzerine daha fazla düşmeye ve böylece Kevin’ın içinde bulunduğu durumu düzeltebilmek adına hiçbir çabada bulunmamaya itiyor.
         Filmde yaşanan tüm olayların izleyiciyi sevk ettiği yer ise hep aynı: annelik. Anne olmanın getirdiği sorumluluklar içinde en önemlisi kayıtsız şartsız sevgi filmde en çok sarsılan fikirlerden biri. Toplumun anne üzerine yüklediği anlam, ailenin anneye yüklediği sorumluluk ve bir kadının içinde bulunduğu durumu bir anne ve aynı zamanda bir insan olarak değerlendirirken yaşadığı çelişkiler ile tüm bunların altında ezilmesi ise kurmaca bir hikâyeden çok daha gerçek. Filmde bu durumu, Kevin’ın öldürdüğü arkadaşlarının aileleri tarafından bakışlarla taciz edilen Eva üzerinden açıkça hissediyoruz. Eva’nın gözünde insanlar her gördüklerinde ona adeta ‘senin yüzünden oldu’, ‘iyi bir çocuk yetiştiremedin’, ‘iyi anne olamadın’ diye bağırıyorlar. İyi bir insan yetiştirilebileceği ve bunu bir kişinin omzuna yükleme fikri ‘anneliğin’ maruz kaldığı en önemli toplumsal baskılardan bir tanesi. Aile içerisinde annenin rolü ise Eva’ya Franklin tarafından hissettirilmekte. Franklin ile Eva arasındaki diyaloglardan bir tanesinde Franklin ‘o sadece bir çocuk’ diyerek, Kevin’ın yaptığı her şeyi meşrulaştırırken, Eva’nın durumu abarttığı hissini yalnızca Eva’ya değil kimi zaman seyirciye bile veriyor. Franklin ile Kevin’ın arasındaki ilişkinin iyi gidiyor olması da, Kevin’ın sorunsuz bir çocuk ancak Eva’nın iyi bir anne olamadığını kanıtlar derecede.
          Eva’nın en büyük handikaplarından bir diğeri ise kendi ile Kevin arasında sınırını çizemediği bir bütünlük görmesi. Kevin’ın bir anne olarak Eva’yı kendinden uzaklaştırmaya çalışması ve hatta kimi zaman zarar vermek istemesi ile paralel olarak, Eva’nın da Kevin’ı kendinden uzaklaştırdığını ve Kevin’ın canını acıttığını izliyoruz. Bir çocuk ile bu kadar sorun yaşarken bir diğerine sahip olma fikri Franklin’in de katıldığı gibi bu kinden geliyor. Eva’nın, Kevin’ın kolunu kırdığı sahne bu durumu kanıtlar gibi. Kevin ile Eva arasındaki bu iç içe geçmişlik aynı sebepten dolayı bitmek bilmeyen bir gerginliğe dönüşüyor. Eva’nın bu durumu aşamamasındaki en büyük nedenlerden biri bir anne olarak her ne olursa olsun çocuğunu sevmesi ve ona bağlı kalması yönündeki genel kanı olabilir. Diğer bir neden ise, Eva’nın kendini oğlunda görüyor olması ve bu yüzden de Kevin’ın yaptığı her şeyden kendini sorumlu hissetmesine bağlanabilir. Bu sebepten annelik kavramını dışarı atıp doğum olayına sadece biyolojik bir açıdan bile baksak, Eva kendini Kevin’a sımsıkı bağlı hissediyor. Eva Kevin’ı doğurduktan sonra bırakıp gitmiş bile olsa, olayların çok da değişik gelişmeyeceğini hissettiriyor ikisi arasındaki benzerlik Eva’ya.
        Sinemada pek çok örneğini izleme şansını bulduğumuz baba ve oğul ilişkisinden sıyrılarak anne ve oğul ama bundan da öte ‘anne olmak’ ve ‘annelik’ kavramlarını işliyor Kevin Hakkında Konuşmalıyız. Bu anlamda izlenmeye değer. Bir diğer izleme sebebi ise kuşkusuz görselleştirebilme kabiliyeti. Tüm bu kavramları ve bu kavramların beraberinde getirdiği sorunları göstererek hissettiriyor adeta. Gerek kurgusu gerekse oyunculuklar bu zeminde şahane yoğrulmuş.

BESTE YAMALIOĞLU

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)