18 Ekim 2011 Salı

BİR İHTİYAÇ OLARAK BELGELEMEK

        Belgesel sinemadan bahsediyoruz. Belgesel sinemacılardan bahsediyoruz. Belgesel sinema izleyicilerinden, belgesel sinema konularından ve daha sayabileceğimiz bir sürü şey daha. Tüm bunlardan bahsetmeden önce belgesel sinemanın neden gerekli olduğundan konuyu açmak gerektiğini düşünüyorum. Bu soru da bizi daha gerilere götürüyor. Belgelemek neden gerekli?
       Tarihin, antropolojinin, arkeolojinin ve daha birçok dalın başlıca uğraştığı şey belgelemek. Bu dallarla uğraşan insanlar belgelemenin yöntemleri hakkında eğitiliyorlar. Duvar resimlerinden başlarsak, resim sanatı, minyatür sanatı, çinicilik, heykel, fotoğraf, sinema hepsinin temelinde aslında belgeleme güdüsü yatıyor. İnsanları belgelemeye bu derece iten şeyin merakı giderme arzusu olduğunu düşünüyorum. Birçok filozofunda inandığı gibi merak, felsefenin ve öğrenmenin itici güçlerinden biridir. İnsanların merak ettikleri şeyleri araştırma ve öğrenme güdüleri vardır. Özellikle geçmişte yaşanmış olaylar, gidip göremedikleri yerler ya da bireysel olarak ulaşamadıkları bilgiler insanlar için büyük bir gizem oluşturur.
        Az önce bahsettiğimiz görsel malzemelerin dışında sözlü tarih çalışmaları, uzmanlarla görüşmeler, kitaplar, anlaşmalar ve sözleşmeler de bu gizemlerin aydınlanmasında büyük rol oynarlar. Yine de yadsıyamayacağımız bir şey var bu resimde: insanların görsel olana daha çok inandığı. Demek ki belgeleme eylemi içerisine neden olarak bir başka şeyi daha ekleyebiliriz: insanları inandırma kaygısı. İnsanları bir olaya tanık etme, dahası o olayın genelde bilindiği gibi olduğuna ya da bazı durumlarda olmadığına inandırma kaygısı belgelemenin en büyük dertlerinden biridir.
       Belgeselin bu resimde nerede durduğunu görmek için en temelinden kelime anlamından başlayalım. Belgesel kelime olarak belge niteliği taşıyan anlamına geliyor. Bu durumda belgesel sinemanın da belge niteliği taşıyan sinema olması gerekiyor. Bu da otomatik olarak belgesel sinemanın omuzlarına az önce belgenin taşıdığı kaygıları bindiriyor.  Özellikle görsel antropoloji ve arkeoloji gibi dalların belgesel sinemayı kendilerine araç olarak seçmelerinin sebebi de bu bence. Ancak burada sorulması gereken ve benim de cevaplayamadığım soru belge ile belgesel sinemanın arasındaki fark. Demek istediğim belgesel sinema adındaki belge niteliği taşıma kaygısını mutlaka içerisinde barındırmalı mı?
        İzlediğimiz belgesel filmlerin birçoğu bu kaygıyı taşıyor gibi görünüyor. Dahası bahsettiğimiz bilim dalları da belgesel sinemada bu özelliği hiç sorgulamadan kabul ediyorlar. Asıl sorun bunun kabulünden sonra başlıyor. Bir şey sadece görsel ve belgeler sunuyor diye gerçekten de inandırıcılığı artar mı? Merak ederek başladığımız serüveni yapılan araştırmalarla ilerletiyoruz, bu araştırmalar sonucu önümüze sunulan belgesel bir filmi gerçekmişçesine kucaklıyoruz ve bu bizde hiçbir şüphe uyandırmıyor. Bunun diğer adı merak ederek ve araştırarak başlayan bir süreç dogmatizmle sona eriyor. Kameranın objektifliğine inanmak, o kamerayı kullanan kişiyi göz ardı etmek buradaki temel nokta. Demek istediğim öznel bir konuyu nesnel bir kamera açısından gördüğümüzde nesnelleştirmiş olmuyoruz. Ancak gerçeği bilme arzusu o kadar baskın ki bu noktayı pas geçiyoruz. Belgesel sinemaya salt belge gibi bakmak, ikisi arasındaki farkı irdeleyememek de bu sonucu körüklüyor. Filmleri yapılma amaçlarından çıkarıp kendi dogmalarımızı yaratmak için kullanıyoruz bir yerde. Bu da belgesel sinemanın o en önemli izleyici, konu ve filmi yapan kişiden oluşan üçgeninde iletişim problemi yaratıyor. Belirli bir konuda, belirli bakış açılarıyla, bir amaç doğrultusunda, bir yönetmen tarafından yapılan belgesel film, izleyicisine ulaştığında belgesel sinemanın bir sinema türü olarak sokulduğu bağlamdan kurtulamadığı için amacına da ulaşamıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)