20 Ekim 2011 Perşembe

BİR BAŞLIKTA TOPLAMAK: KOLAYLIK MI YÜK MÜ?

       Belgesel sinema hakkında konuşurken yaptığımız ilk şey belgesel sinemayı daha aşina olduğumuz bir kategoriye sokarak tanımlamak oluyor. Aslında bakılırsa herhangi bir tanımlama yaparken bu yola sık sık başvuruluyor. Bu yazımda özellikle belgesel sinemayı ele alıp, bu türün tanımı için başvurulan en önemli referans noktasını ve bu tanımlamanın belgesel sinemayı anlamayı kolaylaştırmadığını aksine belgesel sinema hakkında kafa karışıklığı yarattığını göstermeye çalışacağım.
       Belgesel sinema deyince aklımıza gelen ilk şey eğitim oluyor. Bu yüzden de belgesel sinemayı başlı başına tanımlamaya çalışmak yerine eğitim amacına hizmet eden bir yan dal olarak tanımlamaya bayılıyoruz. Belgesel sinema nedir dendiğinde aldığımız cevaplardan ilki eğitim ve bilgi verme amacı taşıyan filmler oluyor. Dahası bu görüş bir çok koldan da destekleniyor. Belgesel sinemanın hatta genel anlamda sinemanın ilk yıllarına dönecek olursak bugün hala verdiğimiz cevapların kaynağını bulabiliriz.
       Newsreel adı altında yapılan sinemalarda gösterilen kısa haber filmlerini ele alalım. İlk dönem belgeseller olarak nitelendirebileceğimiz bu filmlerin tek amacı dünyadan haber vermek, başka bir deyişle bilgi alış verişi. Bir diğer belgesel film çeşidi ise yine 20’li yıllarda popüler olan etnografik filmler. Bu filmlerin popüler olmasının sebebi ise tamamen antropolojinin ve etnografinin popüler olmasına dayanıyor. İnsanları bilinmeyen ve merak edilen konularda ‘eğitmek ve bilgilendirmek’ amacıyla ortaya çıkan bilim dallarını süslemek, zenginleştirmek ve en önemlisi inanılır kılmak için kullanılan belgesel sinema.
       Belgesel sinemanın bir yan dal olarak akıllarda kalmasının en büyük sebeplerinden biri olan eğitim amacı aynı zamanda da belgesel sinemanın en önemli özelliklerinden biri. Peki, aradaki çizgiyi nasıl koruyacağız? Dahası korumalı mıyız? Bu sorunun cevabını bir örnekle vermek istiyorum. Bill Nichols’ın anlattığı belgesel sinemanın tarzlarından şiirsel (poetic mode) tarzı tanımından okuyarak basmakalıp belgesel sinema tanımının içerisinde bir yere oturtamadım. Bu şaşkınlığım bu tarzdaki filmleri izlediğimde daha da arttı. Joris Ivens’in Rain (Regen, 1929) adlı filmi, estetik anlamda beni çok etkilemişti. Görüntülerin kendi içerisinde bir bağlantısı olmamasına rağmen aynı tema üzerinden diziliş şekilleri gerekli duyguyu vermeye çok uygundu.
       Az önceki cümlemde belgesel sinemayı tanımlarken pek de kullanmadığım birkaç şeyden bahsettim. Bunlardan ilki bağlantısız görüntüler, ikincisi duygular, üçüncüsü diziliş şekli. Normalde akla ilk gelen ve büyük ihtimalle de bu eğitme kaygısından kaynaklanan belgesel tanımında diziliş şeklinden bahsetmek pek anlamsız olurdu zira eğiteceği bir konu olan film, bu konuda elinde olan malzemeleri bir bir gösterir ve bu görüntüler birbirlerine ‘uzman’ kişilerin verdikleri demeçlerle bağlanır.  İkinci olarak bahsettiğim ve sözümona belgesel tanımına garip düşen şey ise duygular. Eğitme ve bilgi verme amacı güden bir filmin duygulara seslenmesi gereksiz gibi görünür. Nitekim belgesel sinema objektif olmalıdır görüşü de daha öznel bir kavram olan duyguları içerisinde barındırmayı reddeder. Buna karşı argüman olarak verilecek en iyi örnek propaganda filmleridir. Ancak propaganda filmlerinin de yapıldığı dönemde bu şekilde adlandırılmadığı, aksine nesnel gerçekliği yansıttığı iddiasıyla ortaya çıkarıldığı düşünülürse tezim hala geçerli sayılabilir.
         Başlığıma dönecek olursak, belgesel sinemayı eğitim başlığı altında toplamak yapacağımız tanımı kolaylaştıracaktır şüphesiz- halen üzerinde ortak karara varılmış bir belgesel sinema tanımı olmadığını düşünürsek hele.  Öte yandan, bu tanım eğitime hizmet eden dallar kategorisine düşmüş olacaktır. Bu haliyle kanıksanmış bir tanım içerisinde Bill Nichols’ın bahsettiği şiirsel tarzdaki filmleri sokmak imkansız gibi görünüyor bana. Belgesel sinemayı eğitim gibi ağır bir konu üzerinden tanımlamak, bu türün üzerine bindirilmiş bir yük gibi görünüyor bana. Bu demek değil ki belgesel sinema eğitici olamaz. Yinede salt eğitime hizmet veren görsel herhangi bir malzemeyi belgesel sinema olarak tanımlamak türe saygısızlık olur. 

1 yorum:

  1. daha da ileri giderek belgesel sinemayı da bir kurgu olarak görüyorum.çekilenin ne anlatmak istediği ve kadrajı ile gösterdiği bir kurgu.doğa belgeselleri diye adlandırılan tür bile bir kurgu içerir.siz darwini sosyal elimineci bir şekilde yorumlar ve doğaya bakarsanız, sadece çatışma görürsünüz ve kadraj bunu alır.oysa "görünmeyen" kadrajda neler döndüğü başka kurguların konusudur.bu açıdan her kurgu ayrıca bir propagandadır.salt görsellik bile olsaydı bu böyle olurdu.çünkü bir kitabı okurken bile bir yorumlamada bulunmaktayız.
    bu açıdan çağın propaganda olarak görülen eğitim anlayışı ile bu tarz bir belgeselcilik bence örtüşür, eğitir. fakat, kişiye toplumsal sorumluluk kazandırma, benliğini tanıma, ortaya çıkarma olarak görülecek özgür bir eğitim anlayışında bu tarz bir belgeselciliğin işlevi olamaz.o zaman sorulması gereken, nasıl bir eğitim, nasıl bir belgesel olabilir.belki de ikisinin de cevabı aynı kapıya çıkar.saygılar.saçmaladım

    YanıtlaSil

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)