22 Mayıs 2011 Pazar

NE KADAR GERÇEK

       ‘Birinci dereceden inandığınız hiçbir şey objektif olamaz, her zaman sübjektiftir.’ Diyor Kutluğ Ataman Levent Çalıkoğlu’yla olan söyleşisinde. Araya her zaman bir ‘ben’ koyuyor. Kendisinin hemen hemen tüm işlerinde kullandığı ama hepsinde başka kılıflara geçirdiği ‘ne kadar gerçek’ sorusu benimde aklımı kurcalıyor. Belki de Kutluğ Ataman’a olan hayranlığım buradan geliyor. Hatta biraz daha ileri gidip belgesele ilgimin de buradan geldiğini söyleyebilirim. Bu koşullar altında yazabileceğim en iyi şey Kutluğ Ataman’la olası bir söyleşi olur diye düşündüm. Aşağıdaki röportaj hayalimdeki Kutluğ Ataman’ın sorularıma vereceği cevapları yansıtmaktadır, gerçek sanmayınız.
     Beste Yamalıoğlu: ‘Pseudo- Documentary’ olarak adlandırıyor Nancy Atakan sizin işlerinizi kitabında. Katılıyor musunuz bu fikre?
     Kutluğ Ataman: Tamamen katılıyorum. Ama bu işleri sadece sahte-belgesel olarak değerlendirmek yanlış olur düşüncesindeyim. Buna bir de niyet katmak gerek. Bu tür işlerde niyet çok önemli diye düşünüyorum. Olmayan bir şeyi belgeliyorsunuz ve birileri bunun adına sanat diyor. Böyle kaldığında çok düz, sade hatta belki de anlamsız bir iş yaptığım. Neden yapıyorum bunları asıl önemli nokta.
      B.Y: Neden yapıyorsunuz: ) ?
      K. A: Belgeseli sorguluyorum aslında kendi içinde bunu yaparak. Hatta her belgeselci sorguluyor belgeselin gerçekliğini kendi içinde. Temsil sorunları, etik problemler hakkında birçok tartışma yürütülüyor. Kameranın bir olaya müdahale etmesinin gerçekliğe olan etkileri konuşuluyor. Ben de tüm bu sorulara cevabımı sahte- belgesel yaparak veriyorum. Ve diyorum ki: kameranın pasif müdahalesi diye bir şey yoktur. Bir yönetmeniniz var aklında kare kare anlatmak istedikleriyle ve bir kameramanınız. Kameranızın pasif kalma ihtimalini sıfırlıyor tüm bunlar. En iyi ihtimalle yönetmenin seçtiklerini, kameramanın gösterebildiği oranda görüyoruz belgesellerde.
      B. Y: Dediklerinize hak vermemek mümkün değil. Fakat bu noktada kaldığında aklıma gelen en büyük soru belgeselin kurmacadan farkı. Ve hatta sahte-belgeselin kurmacadan farkını da sorabiliriz burada?
      K. A: İnsanların sesli ve görüntülü her şeyi gerçek gibi algılama eğilimleri var. Kurmaca filmlerde izleyici kurmaca olduğunu bile bile içinde hissediyor filmi. Yeni hareketler çıkıyor bu gerçeklik hissini bozmak için sinemada. Belgesel de ise bu his güçlendirilmeye çalışılıyor. Kamera küçültülüyor, müdahale azaltılıyor, kişiler kendileri kendi istedikleri gibi konuşmaya başlıyor bir senaryo haricinde. Tüm bunların ötesinde objektif ve bilirkişi sayılabilecek bir takım insanlar anlatıyorlar olanları, destekliyorlar izlediklerimizi. O da yetmiyor belgeleri bir bir sunuyorlar önümüze, gazete kupürleri, anlaşmalar, yazışmalar… Hepsi izlenilenin gerçekliğinin olduğu gibi verildiğinin altını çizmek için kullanılıyor. Tam da bu noktada belgeselin kendi içindeki problemini ortaya çıkarmak için kullanıyorum sahte- belgeseli. Gerçek olmayan bir şeyi, belgeselin kullandığı yöntemlerle sunuyorum izleyiciye. Hatta abartıp bu işi gerçek olamayacak bir konuyla ilgili olarak yapıyorum Ay’a Seyahatte. Buna rağmen görüyorsunuz ya Ay’a Seyahat’in belgesel film olup olmadığı konuşuluyor.
       B.Y: yani işlerinizle izleyiciye belgesel sinemada gördüğünüz her şey objektif gerçekler değildir mesajı veriyorsunuz bir yerde. Peki, bunu izleyiciye anlatmakla neyi amaçlıyorsunuz?
       K. A: Bir belgesel film izleyiciyi bir şeyin gerçekliğine inandırmak için bir sürü araç kullanıyor. Yinede her belgesel filmin sonunda izleyicinin aklında gerçeklik ve objektiflik ile ilgili soru işaretleri kalıyor. Hâlbuki benim yaptığım gibi işleri ve hatta realist kurmaca filmleri bile olduğu hallerinde gerçek olarak algılamaya hazır aynı izleyici. Ay’a Seyahat ile bunu anlatmaya çalışıyorum izleyiciye.
       B.Y: ‘Peruk Takan Kadınlar’ bu anlattıklarınızın çok dışında gibi görünüyor o halde. Sonuçta karakterler kendi hikayelerini anlatıyorlar ve birkaç soru dışında sizin ve kameranızın hiçbir müdahalesi yokmuş gibi görünüyor.
       K. A: Hem evet hem hayır demek zorundayım bu söylediklerinize. ‘Peruk Takan Kadınlar’ evet bir noktada kendi hikâyeleriniz anlatıyorlar, bunlar kurmaca olmayan gerçek hikâyeler. Ancak sizin kamera ve birkaç soru diye adlandırdığınız ayrıntılar aslında tüm hikâyenin şeklini değiştiren etmenler. Karşınızdaki insanın ne anlatacağını, gerçek bile olsa, sorulan sorular belirler. Gerçeği manipüle etmektir soru sormak. Sorduğunuz her soru gerçekte olanların bir kısmını dışarıda bırakır. Ve böylece gerçek, soran kişi tarafından sınırlandırılmış ve yaşayan kişi tarafından yeniden yazılmış bir senaryoya dönüşür. Kamera da- ister küçük olsun ister büyük- bu oyunu kayıt altına alan alettir. Yani burada gerçeği anlatmanın haricinde bir performans sergileniyor.  Kendilerini yeniden oynayan insanlardan bahsediyoruz. İnsan zihni gerçeği manipüle eden en büyük makinedir. İstediği ayrıntıları abartıp, istemediklerini unutabilir. Belgesel sinema tüm bu sorunsallarla başa çıkmak zorundadır. İzleyici de bunları dikkate almalıdır izlerken.
       B.Y: bana vakit ayırdığınız için çok teşekkürler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)