23 Mart 2011 Çarşamba

SABAHATTİN EYÜBOĞLU VE MARSHALL PLANI BELGESELLERİNİN HÜMANİZM TEMALI KARŞILAŞTIRILMASI

Sabahattin Eyüboğlu’nun sinemaya başlama ve belgesel sinemayı kullanma amacı, hayatını üzerine kurmuş olduğu düşünce yapısıyla birebir örtüşmektedir. Bunun için yaptığı belgesel filmleri incelemeden önce Sabahattin Eyüboğlu’nun hümanizme bakış açısından ve hümanizmi kullanış biçiminden bahsetmek istiyorum. Hümanizmin döneminde getirdiği en büyük devrimlerden bir tanesi skolastik düşünce yapısından sıyrılmak için Roma ve Yunan kültür ve sanatını kullanmaktır. Eyüboğlu da hümanizmi tam bu noktasından yakalamış ve yeni Türk devletine uygulamayı düşünmüştür. Eyüboğlu’nun halkı eğitme ve bilinçlendirme şekline çok büyük katkı sağlayacak olan bu metodu, tam da belgesel sinemanın nimetlerinden biridir. Bill Nichols’ın da kitabında belirttiği gibi, belgesel sinemacılar olayları konu ederken kafalarında belirli bir amaç ve belirli bir izleyici potansiyeli vardır. Eyüboğlu’nun belgesel sinemayı kullanmasının en büyük nedenleri de bu iki özellikten kaynaklanmaktadır. Henüz okuma yazma oranının düşük olduğu bir millete, bir kültür mirasının ve tarihin sunulabilmesi için belgesel sinemadan daha iyi bir yol düşünülemez. Öte yandan bir de milleti milletleştirme, özüne bağlama, bugüne kadar yaptıklarını göstererek bugünden sonra yapabileceklerine teşvik etmek için de belgesel sinemanın görsel ve işitsel yönü çok önemlidir. Eyüboğlu’nun belgesel sinemayı gerçekten belgelemek amaçlı kullandığı da düşünülebilir. Bunu düşünmemizi sağlayacak en önemli nedenlerden biri daha önce gidilmemiş görülmemiş yerlerin keşiflerini kaydetmiş olmasıdır. Böylelikle bugüne kadar okuma yoluyla edindiğimiz tarih, coğrafya ve hatta Siyah Kalem’de olduğu gibi sanat bilgisini bize sinema yoluyla vermeye çalışmıştır.
       Eyüboğlu’nun hümanizmden etkilendiğini söylemiştim. Bunun en büyük kanıtı aynı Avrupa Devletlerinin kültür alanında kendi kökenlerine döndükleri gibi, yeni Türkiye’nin de dönmesi gerektiğini düşünmesidir. Bu anlamda yaptığı belgesel filmlerin çoğu da, Anadolu’da yaşamış ve belki de dünyayı etkilemiş medeniyetlerin bir sunumudur aslında. Sunumu diyorum çünkü Eyüboğlu’nun yaptığı şey aslında pek de kolay değil. Bunun en büyük nedenlerinden biri halkın yeni bir şey öğrenmekten çekinmesi olabilir. İlk bakışta Eyüboğlu’nun girişimi zamana kadar halka öğütlenen ileriye bakma, modernleşme ve Batılılaşma kavramlarının hepsine ters gibi görünüyor. Ancak filmleri izledikçe Eyüboğlu’nun aslında bu geriye dönüşü daha da ilerleme yolunda bir araç olarak kullandığını düşünebiliriz. Örneğin ‘Hitit Güneşi’ adlı belgesel filmde Etilerin zamanının ne kadar ilerisinde olduklarından ve bu ilerlemeyi nasıl kaydettiklerinden bahsediyor ve bu konuları bizzat göstererek de kanıtlıyor. Ardından bölge halkıyla kıyaslıyor Etileri ve benzerlikleri sunuyor izleyiciye. Böylece çektiği belgesel filmler özendirici bir nitelik kazanıyor diyebiliriz. Seyirci böylece geçmişin geri kalmışlıkla eş olmadığını anlıyor ve geçmişiyle barışıyor. Bugün bu seviyede olduğu için hem geçmişe minnet duyuyor hem de onların yapabildiğinin çok daha fazlasını yapabileceği hissine kapılıyor. Belgeselin en önemli öğelerinden bir diğer olan ses de Eyüboğlu’nun filmlerinde çok iyi kullanılmış. Metinler ağır bir dil yerine anlaşılır ve karşılaştırmalı da olduğu için ilgi çekici olmuş. Belgesel sinema izlemeye alışkın olmayan izleyicinin de kendini ilgilendiren bir şeyler bulabilmesini sağlıyor. Ayrıca anlatıcının ses tonu da izleyiciye güven ve inanç veriyor. Böylece Eyüboğlu’nun belgesel sinemayı kullanma amacı yerini buluyor.
       Öte yandan Marshall Planı filmlerine baktığımızda aslında görüntüde benzer şeyler görsek de içerik de çok farklı şeylerin döndüğünü söyleyebiliriz. Eyüboğlu’nun etkisinde kaldığı hümanizm akımının savunduğunun aksine, Marshall Planı filmleri sadece bir devlete inancı destekler gibi. Hümanizmde ve Eyüboğlu’nda olan insanlığa inanç yerini bir devletin desteğine bırakıyor. Filmlerin sonunda akıllarda kalan tek şey bu yardım olmadan asla buralara gelemezdik tarzı bir mesaj oluyor. Filmlerin içeriğinde çok farklı şeyler dönüyor dedim çünkü Marshall Planı filmleri bu mesajı direk olarak sözlü vermiyor. Hatta baştan sona bunu açıkça belirten bir kelimeye bile rastlamıyoruz. Bu filmlerin kullandığı kurgulama süreci içten içe aslında bir anlamda ideolojik olarak bu mesajı işliyor. Gerek ‘Suyun Kontrolü’ gerekse ‘Yusuf’un Sabanı’ için aynı şeyi söyleyebiliriz. Filmler önce halkın çok tanıdık olduğu sahnelerle başlıyor. Bunlar tarla sürmek ya da sulamak gibi çiftçinin günlük işleri. Filmlerin ilk sahneleri bu işleri klasik, halkın kullandığı yöntemlerle sunuyor bize. Bu yüzden izleyici filmde hiçbir problem görmüyor. Bu bölümler aslında filmin geri kalan kısmına göre de biraz uzun tutuluyor. Uzun tutulmasının sebeplerinden biri ‘bu kadar süredir bu işi yapıyorsunuz ve sonuç hep aynı’ tarzı bir anlam taşıyor olabilir. Ardından filmin kısa olan ikinci yarısında ilkine kıyasla getirilen teknolojiyi ve bu teknolojinin nasıl getirildiğini yani Marshall yardımlarını öğreniyoruz. Getirilen teknolojinin kurguyla da desteklendiği gibi kısa zamanda büyük sonuçlar verdiğine tanık oluyoruz. Böylece Eyüboğlu’nun sunduğu insanlığa güvenin yerini Marshall yardımlarına güven alıyor. Ayrıca bu filmler Eyüboğlu’nun silmeye çalıştığı tarihin geri kalmışlıkla olan özdeşleştirilmesi, Marshall filmleriyle destekleniyor. Tamamen modernleşme odaklı olan bu filmler modernleşmeye giden tek yolun da Batılılaşmak olduğu üzerinde duruyor. Eyüboğlu’nun geçmişi sahiplenmesi ve modernleşirken özün unutulmaması gerektiği mesajı yerini kendinden yabancılaşmış bir topluma bırakıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)