31 Mart 2011 Perşembe

GENÇ SİNEMANIN GEÇMİŞTEN ALDIKLARI VE GÜNÜMÜZE TAŞIDIKLARINA DAİR BİR İNCELEME

Dönemsel anlamda Genç Sinema hem politik hem de kültürel birçok devrime tanıklık etmiştir. Bu tanıklık belli konularda Genç Sinema’nın ufkunu açmış ve belli konularda da katı bir mizaç çizmeye zorlamıştır. İşte bu etkilerin birçoğu günümüz sinemasında hala görülmektedir. Bunun yanı sıra Genç Sinema’nın karşı olduğu görüşün etkileri de halen devam etmektedir. Bu yazımda Genç Sinema’nın öncesi ve sonrasını birlikte ele alarak nelerin olumlu ve ya olumsuz nelerin değiştiğini, nelerin ise aynı kaldığını sorgulamaya çalışacağım.
      Türkiye’de sinema, tarih boyunca kurmaca filmden ibaret görülmekteydi. Bu zihniyet hala da devam etmektedir. Sinemaya gitmek demenin kurmaca film izlemek anlamına geldiği bir dönemde yaşıyoruz. Sinemalar ve dağıtım şirketleri de daha kazançlı olan kurmaca filmleri yayınlamayı ve yaymayı seçerek bu zihniyeti temellendiriyorlar. Genç Sinemaya dönecek olursak tam da buna karşı olduklarını görebiliriz. Onlar tam olarak sinemanın kurmaca filmle bir tutulmasından yakınıyorlardı. Ancak bir noktada da aşırıya kaçtıklarını söylemek yanlış olmaz sanırım. O nokta da Genç Sinemacıların kurmaca filme gösterilen bu ilgiye tepki olarak kurmaca sinemayı yani o dönemin Yeşilçam’ını toptan reddetmesidir. Bu bir denge kurmak değildir aksine sinemayı tek taraflı ele almaktır. Nasıl ki sinemanın kurmaca filmlerden ibaret olduğunu söyleyemezsek, sadece belgesel ve kısa filmlerden ibaret olduğunu da söylemek çok yanlış olur. Aslında Genç Sinemacıların bu aşırı tepkisini politik bir açıdan da incelemek mümkün: Amerika’daki Hollywood sisteminin bir kopyası olan Yeşilçam tam olarak dönemin politikacılarının peşinde olduğu bir amaca hizmet etmekteydi. Bu amaç bir açıdan insanları gündemden uzak tutmak, apolitikleştirmek olarak görülebilir. Halkın böyle bir zihniyete bürünmesinin en kolay yollarından biridir sinema. Tıpkı moda akımlarının yaptığı gibi insanları bir yönde toplamak, tek tipleştirmek, idoller ve yaşam biçimleri yaratıp insanların düşüncelerini kontrol etmek sinemanın elinde tuttuğu yönlendirici güçler arasında sayılabilir.
      Tam da bu noktada Genç Sinema’nın iddiası şekillenmektedir. Genç sinema, sinemanın işlevinin kaybolmuş olan toplumsal hafızanın ve kimliğin yerine gelmesi ve daha sonraki nesiller için de bu durumun hiç yaşanmamasını savunur. Çünkü toplumsal hafıza ve kimlik kaybı, toplumu kendine yabancılaştırır, dışa bağımlı hale getirir ve hem birey hem toplum bazında kişilerin ilgisini suya sabuna dokunmayan şeylere çeker, apolitikleştirmeden kasıt da budur. Böylece insanlar ister siyasi, ister çevresel isterse sosyal olaylarda kendilerini sorumlu görmezler. Bu da hükümetlerin yaptıklarının sorgulanmamasına zemin hazırlar. Bugün bakıldığında kişilerin apolitikleştirilmesi başarılmıştır. Küçük topluluklar halinde toplanan ve bu tür şeyleri sorgulayan insanlara düzen bozucu gözüyle bakmak normalleştirilmiş, çocuklara o insanlara dâhil olmamak öğütlenmiştir. Genç sinema tam da bunu engellemek amaçlı çalışmıştır. Amaçları toplumsal olayları saf halleriyle belgelemektir. Bu amaçla birçok eylemi ve önemli olayları kameraya almışlardır. Bu filmlerin çoğu elimizde olmasa da Özkan Yılmaz’ın çektiği Genç Sinema belgeselinde ya da Genç Sinemacılarla yapılan röportajlarda bu filmlerin içeriklerine ve amaçlarına dair bilgiler edinebiliyoruz. Örneğin hala çok tartışmalı olan Kanlı Pazar olaylarının ileride bir hafıza kaybı olmaması için filme alındığını biliyoruz ancak bu kadar tartışmalı bir olayda büyük bir belge olabilecek bu filme ulaşılmaya bile çalışılmıyor. Bu da bize Genç Sinema’nın amaçlarından en önemlisinin yerine ulaşamadığını gösteriyor.
       Sinemanın ticari bir araç olmasına karşı olan Genç Sinemacıların hareketi maalesef günümüze bu idealini de taşıyamamıştır. Türk Sineması için bakıldığında, bugün belgesel filmleri izlemenin tek yolu festivaller olmuş durumda. Evde izlemek ise imkânsıza yakın. Zaten kaybolmuş ve peşine düşülmeyen filmler bir yana, çok güncel konulara değinen filmler bile dağıtım şirketlerince piyasaya sürülmüyor. Belgesel filmlerin sinemanın bel kemiği olduğu fikri unutuldu. Daha da kötüsü sinemadaki bu açığın fark edilmemesidir. Belgesel sinema insanlara hayata sinematografik bir açıdan yaklaşmayı öğretir ve hayatı öyle değerlendirmeyi de. Bunun eksikliğini insanlar artık gerçek hikâyelere dayanan kurmaca filmleri belgesel izleyerek dolduruyor. Kameranın Genç Sinemacıların o zamanlar bin bir zorlukla yaptığı gibi sokağa inmesi, bugünün teknolojisiyle oldukça kolay bir iş. Diğer bir açıdan bakacak olursak o zamanlar toplumsal destek gören belgesel sinema bugün bu desteği kaybetmiş durumda. Filmlere uygulanan sansür uygulaması da cabası… Halkın ve devletin hassas olduğu konulara değinmekten özellikle kaçınılan bir toplumda belgesel sinema sadece gezelim görelim programları haline gelmiş bulunuyor.
       Diğer bir açıdan bakacak olursak, filmler elimizde değil ama anlatılanlara göre Genç Sinemacıların filmleri bugünkü ana haber bültenlerinde izlediğimiz görüntülerini anımsatıyor. Nerede bir olay olursa oraya koşan kamera ekibi, olayları oluğu gibi kameraya alıyor, yalnız haber bültenlerinde bunlara manşet ekleniyor ve spiker tarafından yorumlanıyor. En önemli fark ise haber bültenlerinin bu işi kurumsal bir destekle yapması. Genç Sinema bu işi bağımsız olarak yapıyordu. Bunun iki yorumu olabilir. İlk olarak diyebiliriz ki eğer bir kurum yoksa bir denetleme de yok, yani Genç Sinema olayları istediği açıdan çekebilir, istediği gibi kurgulayabilirdi. İkinci olarak yapılacak yorum da bir kurumun ideolojisine bağlı kalmadığı için Genç Sinemanın olanı yansıtabileceği olabilir. Ancak filmler elimizde olmadığı için hangisinin doğru olduğunu söylemek çok güç. Şimdikinden farklı olarak kurgusunu ve hatta gösterimlerini bile kendileri yapan Genç Sinemacıların bu işe kendilerini adadıkları kuşkusuz. Kendilerini adıyorlardı çünkü anlatmaya çalıştıkları bir dertleri vardı. Bugün de belki sinemacıların bir kısmı için aynı şeyi söyleyebiliriz. Artık kurgusunu, dağıtımını ya da gösterimlerini kendileri yapmak zorunda değiller, belki bu anlamda bir sıkıntıdan kurtuldular. Ancak Genç Sinemacıların da yakındıkları birçok derdi paylaşıyorlar. Örneğin sansür gibi. Belirli koşullar içerisinde istediğini yapabilirsiniz mantığının işletilmeye çalışılması ve bunun bir özgürlük olduğunu savunmak çok acı. Öte yandan ticari amaçla kapatılan Emek Sineması gibi büyük, köklü ve bağımsız festival ve filmlere destek olan sinemaların kapatılması da sinema sektörüne yapılan büyük bir saygısızlıktır. Günümüz sinemacılarının bir kısmı tıpkı Genç Sinemacılar gibi kendi haklarını kendileri savunuyorlar bu konuda. Belki şu an dernekler ve örgütler yanlarında ama yinede bunu yapan kendileri. Kendi derdini kendin anlat mottosunun sinema için konuşacak olursak Genç Sinemadan miras kaldığını düşünmek çok da yanlış olmaz o zaman.
       Son olarak Genç Sinemayla ilgili söylemek istediğim şey Genç Sinemanın kendinden öncesiyle olan bağıyla ilgili. Genç Sinema tıpkı Eyüboğlu’nun yaptığı gibi sinemayı aydınlatıcı ve insanı kendine getirici bir araç olarak görüyordu. Eyüboğlu’nun halkı kendi öz kültürüyle ve geçmişiyle barıştırma amacı Genç Sinemada kendini halkı kendi sosyal yapısıyla ve sosyal kimliğiyle barıştırmaya dönüşüyor. İnsanları toplumdaki hassas noktaları fark etmesini ve kendini sorumlu hissetmesini amaçlıyor. Sinemanın bu yönünü hala vurgulayan sinemacılarımız yok değil. Şimdilerde bunu daha çok belgesel ile kurmaca arasındaki çizgiyi bulanıklaştırarak yapıyorlar ve bence bu etkili bir yöntem. Böylelikle düzenin gerektirdiği kriterlere uymaya başlayan filmler sayıca az da olsa sinemalarda gösterilebiliyor ve DVD olarak da basılabiliyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)