17 Mart 2011 Perşembe

CUMHURİYET SONRASI DÖNEMDE BİR MODERNLESME ARACİ OLARAK BELGESEL

Bu yazımda belgesel sinemanın Türkiye’deki ilk yıllarında hizmet ettiği amaçlardan modernleşmenin hızlandırılması, yaygınlaştırılması ve reklamının yapılması kavramları üzerinde duracağım. Türkiye’nin cumhuriyet sonrası dönemi kapsayan modernleşme süreci içerisinde belgesel sinemaya büyük bir yer ayrıldığı bir gerçek. Burada asıl önemli olan nokta gösterilen bu özenin nedenleridir. Çok uzun yıllar boyunca imparatorlukla yönetilen bir halkın Cumhuriyete geçiş sürecinin çok sıkıntılı olacağı kuşkusuz. Modernleşme kavram olarak bile sürekli değişen ve gelişen bir şey.Bu açıdan, zaten geride kalmış bir toplumu bu kalıba sokmak başlı başına bir sorun. Serdar Öztürk’ün de makalesinde belirttiği gibi Türkiye’de modernleşme tam da bu yüzden halkı amaçlamıştır. Devleti, hukuku, kurumları modernleştirmek bir derece kontrol edilebilir ancak yeniliği istemeyen bir halkı modernleştirmek düşünülemez.
       Bu yüzden insanları ilk önce yeniliğin kötü bir şey olmadığına inandırmak daha sonra bu yenilikleri benimsetmeye çalışmak gerekmektedir. Bu nedenle sinemanın tam burada devreye girmesine şaşmamak gerekir. Okuduğumuz makalelerden, söyleşilerden anlıyoruz ki, o dönemde sinema kelimesi bile insanları heyecanlandırmaya ve şaşırtmaya yetmektedir. Böylesi yeni ve merak edilen bir şeyin ilgi çekmesi kaçınılmazdır. Bu yüzden de sinema kitlelere ulaşmak açısından en etkili yöntemlerden biri olmuştur. Özellikle belgesel sinemayı böyle bir alanda kullanmak o günler için yapılabilecek en iyi yollardan biridir ve kullanılmıştır da.
       Bu amaçla konulmuş kurallardan en belirgini her sinemanın zorunlu olarak eğitici ve öğretici filmleri programlarına eklemesidir. Burada asıl tartışılması gereken konu bu filmlerin içerikleridir. Önümüzde şu an çok fazla örnek olmasa da bu filmlerin içeriklerinin genelde sağlık ve tarım gibi sosyal konularda olduğunu biliyoruz. Bunların eğitici ve öğretici yanlarının yanı sıra, bir de modernleşmeyi özendirici yanları olduğunu düşünüyorum. İnsanlara bulaşıcı hastalıklarla ilgili tedbir almaları öğütlenirken aynı zamanda bir temizlik anlayışı da kazandırılıyor ya da bir tarım aletinin faydaları anlatılırken aynı zamanda tarımda modernleşme de kazandırılıyor. Bu filmleri gösterebilmek için kurulan halk evleri ve sinemalar, sosyal hayatta modernleşmeye yeni bir kapı açıyor ve devlet bu filmlerin gösterimini kimi zaman ücretsiz yaparak halkı bu yeni sosyal hayata özendiriyor. Avrupa devletlerinin tanıtımlarının gösterilmesiyle halk, modern hayatı güzelliklerine birebir tanık olmuş oluyor.
       Bunların haricinde bir de halka ve dış devletlere gösterilmeye çalışıan modernleşme imajı var ki bunun için de belgesel sinema çok kullanışlı bir araç olmuş o dönemde. Atatürk’ün Amerikan halkına yaptığı konuşmadan da kolayca anlayacağımız gibi bu tür belgesellerde genellikle Türkiye’nin ne kadar geliştiğinden ve değiştiğinden bahsedilmiş. ‘Türkiye’nin kalbi Ankara’ adlı belgeselde de yine aynı içerikli konuşmalar mevcut. Bu tür belgesel filmlerde dikkat çekici şeylerden biri de gösterilen mekanlar. Anadolu’nun herhangi bir şehrini hiç izlemediğimiz gibi, Ankara İstanbul gibi büyük kentlerin de sadece merkezleri gösteriliyor. Bunun sebebinin insanların üzerinde iyi bir izlenim bırakmak olduğu çok açık. Burada tartışılması gereken şey kendi halkına dahi gösterilen bu imaj ne kadar gerçek, ne kadar yanıltmadır. Özellikle köylerin çekildiği belgesellerin yurtdışında gösterime girmesini istemeyen devlet aslında bu sorunun cevabını da vermektedir bence. Devlet halkı ve yabancı ülkeleri kandırmayı amaçlamıştır demek doğru olmasa da, tanıtımlarda bir yönlendirme olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yönlendirmenin halka karşı da kullanılmasını yine modernleşmeyi özendirici bir nitelik taşıdığını düşünüyorum. Aynı zamanda yeni kurulan devletin ve ideolojinin başarıları üzerinde durularak halka güven ve umut da aşılanmaya çalışıldığı düşünülebilir.
       Şu an geriye dönüp bu yorumları yaptığımızda, faydalarını bir kenara koyarsak, konuğumuz Selen Akçalı’nın da bahsettiği gibi büyük bir propaganda aracı olarak belgesel sinema epeyce kullanılmıştır. Ben yinede bunun Türkiye’de sinemanın gelişimine büyük bir katkı sağladığını düşünüyorum.Belgesel sinemanın bu işlevi, devleti sinemanın gelişmesindeki ve yaygınlaşmasındaki en büyük aracı kurum yapmıştır. Yurtdışı için yapılan tanıtım filmlerinin çok işe yaramadığını düşünsem de, topluma bu alışkanlığı kazandırabilmek açısından çok yararlı olduğunu sanıyorum. Öte yandan görsel bir araç olan sinema, hem okur yazar olana hem de olmayana ulaşabilmiştir. Böylece gerek modernleşme gerekse sağlık, hijyen gibi sosyal konularda da halkın her kesiminin bilgilendirilmiştir. Bu belkide belgesel sinema haricinde hiçbir şeyin bu kadar hızlı ve bu kadar büyük kesimlere ulaştıramayacağı bir başarıdır. Yurtdışında başarılı olamadığını düşünmemin esas sebebi ise bugün hala daha Türkiye’nin imajının o zamanlardan kalan bilgilerle değerlendirildiğine şahit olmam. Buna neden olarak da çekilen filmlerin içeriğini değil, gönderildikten sonra nerede nasıl gösterilip, gösterilmediklerinin takip edilmemesini görüyorum.
Beste Yamalioglu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Karşıt Sinema

Karşıt Sinema
Bu yazar Karşıt Sinema Hareketi destekçisidir

Etiketler

12 eylül (1) 1930 (1) 1968 (1) 68 Devrimi (1) aids (1) aile filmi (2) Always love your man (1) anılar (1) Anlatıcının sesi (2) anne (1) annelik (1) aşk (1) auteur (1) Baldick (1) baydara (1) belgesel sinema (7) belgeselde gerçeklik (1) Bill Nichols (1) biography (1) biyografi filmleri (1) bread and roses (1) Bunuel (1) Burke (1) Cara Devito (1) Chris Marker (2) chronicles of a summer (1) cinema verite (2) cinematography (1) civil war (1) Çayan Demirel (1) değişim (1) demir kırat (1) devrim (1) documentary (1) Drifters (1) egzotik (1) Enis Rıza (1) ethics (1) etik (1) evrim (1) Frankenstein (1) Franz Capra (1) Frederick Wiseman (1) gandhi (1) Genç Sinema (1) Godard (1) Grass (1) Grierson (1) hegel (2) hiroshima mon amour (1) Hobbes (1) Into the Wild (1) Jean Rouch (1) kaşıntı (1) Kutluğ Ataman (1) Land Without Bread (1) le joli mai (1) Loach (1) MAry Shelley (1) master slave dialectic (1) mayıs sıkıntısı (1) Monstrosity (1) moonrise kingdom (1) morality (1) Nanook the North (2) Never My Soul (1) normal (1) nuri bilge ceylan (1) oryantalizm (1) özel olan politiktir (1) Parallax View (1) political cinema (1) Prelude to War (1) racism (1) Riefenstahl (1) safe (1) Sans soleil (1) Shakespear (1) Sinematek (1) Sorbonne olayları (1) temsiliyet (1) the corporation (1) The Politics of Monstrosity (1) the wind that shakes the barley (2) tilda swinton (1) Titicut Follies (1) todd haynes (1) Triumph of the Will (1) Türkiyede belgesel sinema (1) understanding of truth (1) üç maymun (1) Ve Sinema (1) voiceover (1) war drama (1) We need to talk about kevin (1) wes anderson (1) Yeşilçam (1)